Sepetim (0) Toplam: 0,00TL
%20
KAPLUMBAĞALAR DA UÇAR

KAPLUMBAĞALAR DA UÇAR

Liste Fiyatı : 130,00TL
İndirimli Fiyat : 104,00TL
Kazancınız : 26,00TL
9789944382298
362620
KAPLUMBAĞALAR DA UÇAR
KAPLUMBAĞALAR DA UÇAR
104.00

İranlı Kürt yönetmen Behmen Qobadi’nin üçüncü uzun metrajlı filmi olan “Kaplumbağalar da Uçar” uluslararası alanda, Uzak Doğu’dan Avrupa’ya, Avustralya’ya büyük bir ilgi gördü. Onlarca festivale katıldı, birçok ödül aldı. Türkiye’de de gösterime giren “Kaplumbağalar…”  bu kez senaryo olarak karşımızda. Behmen Qobadi’nin hayatına ve sanatına ilişkin yazıların da yer aldığı kitapta, filme ilişkin dünya medyasında yayımlanan yazılardan bir seçki ve fotoğraflar da yer alıyor.

“Kaplumbağalar da Uçar”ı gördüğümde filmin güçlü etkisiyle bir saat boyunca boynum ağrıdı. Güçlü ve çok etkileyici bir film.
Bernardo Bertolucci

 “Kaplumbağalar da Uçar”la Behmen Qobadi bir yönetmen olarak, sinema dilini olgunlaştırarak, kendi “elyazısı”na kavuştu. “Belgesel” ile “Kurmacanın” iç içe olduğu gerçekçi, şiirsel, insanın yüreğine dokunan dramatik sahnelerin yanında, mizahla beslenen bir anlatım tarzı.
Mehmet Aktaş

Bu kitap iki ayrı kapakla basılmıştır.

Anlatılmamış Hikâyelerin Yönetmeni

Behmen Qubadi dünya sinemasında son yıllarda çok ses getiren ve ‘biricik’liğini koruyan İranlı Kürt yönetmen ve senarist. Ancak o filmlerini yazılmış bir senaryoyla değil haritası tespit edilmiş bir sinopsisle yazar. Geriye kalan her şey, mizansenler, diyaloglar çekim esnasında ortaya çıkar. Qubadi ‘biricik’liğini koruyan bir yönetmen çünkü ‘kendi’ derdini ve yaşadığı hayatı ‘kendi’ diliyle, özgünlüğüyle dünyaya anlatmayı başarmıştır. Kaplumbağalar da Uçar bu anlamda onun en iyi filmlerinin başında gelir. Bu filmde yine Kürt çocuklarının façası bozulmuş dünyalarını, birer kâbus olması gerekirken her nasılsa yeniden yaşama mücadelesi veren çoğunlukla elleri olmayan, çoğunlukla ayakları olmayan, çoğunlukla kör ve çoğunlukla acısı katmerli travmaların içinde dönenip duran çocukların dünyalarını neo-gerçekçi bir bakışla anlatır. Ancak bütün bunlar anlatılırken eğer o dünyayı bilmiyorsanız sanki grotesk bir dünyanın kapıları açılır önünüze ve her şeyi abartılı bir gerçeklik olarak görebilirsiniz. Fakat gelin görün ki o çocuklar gerçekten o günleri yaşadılar, yaşıyorlar.

Peki kimdir Behmen Qubadi? Kısaca anlatmak gerekirse Qubadi, İran’ın Bane şehrinde 1969 yılında doğdu. Daha çocukluğunun ilk yıllarından itibaren savaşla karşılaştı ve savaşların çocukların üzerindeki etkisini gördü.

O dönemde İran güçleri ile Kürtler savaşıyordu. On yedi yaşındayken evin bütün sorumluluğunu almak zorunda kaldı. Okulu bıraktı. O dönemlerde İran’da güreş tutmaya başladı ve kısa süre içinde güreşte kendi kilosunda İran şampiyonu oldu. Askere gitmeden önce ailesini geçindirmek için seyyar satıcılık dahil birçok işte çalıştı. Askerden döndükten sonra da onun hayatını değiştiren meslekte çalışmaya başladı. Bu da fotoğrafçılıktı. İyi fotoğraf çekti, ancak bir gün ustasının önerisiyle bir fotoğraf kitabı okuyacakken hemen bu kitabın yanında bir sinema kitabı görünce ciddi bir kırılmaya uğradı.

O kitabı artık elinden bırakamadı. Ustası ona 8 mm’lik bir kamera hediye etti. Onu da elinden bırakmadı. Bir yandan pazarda çalışırken bir yandan okuyan Qubadi, bir sigara firmasının açtığı film yarışmasını kazandı. Bu ilk filmini kütüphanede bulduğu o sinema kitabına bakıp bakıp ne diyorsa onu yaparak çekti. O günden sonra Qubadi için de sinemanın yolu bir daha kapanmamak üzere açıldı. Sonrasında İran’ın Kürt coğrafyasında bir sinema okulu açılınca büyük bir hevesle gitti. Birinci sıradaydı. Çok sevindi ama sevinci hemen üzüntüye dönüştü. Zira onun dışında okula kayıt yapan olmamıştı. Sonraki yıllarda Tahran Üniversitesi Sinema Bölümü’ne geçiş yaptı. Bölümü pek beğenmeyince fotoğraf ve sinema alanlarında asistanlık yapmaya başladı. Kısa tanıtım filmleri çekti. Aslında tam da o günlerde Qubadi’nin sinema anlayışını ve çocukların dünyasını onun dünyasına katan olay gerçekleşti. Qubadi bir çocuk yuvasında çalışmaya başladı. Zaten elimizdeki kitaba da alınan Esmer dergisinden Ferzende Kaya’yla yaptığı söyleşide de şöyle der: “Çocuklara ders veriyor, onları eğlendirmek için çeşitli etkinlikler tertipliyordum. Dört yıl boyunca çocuklarla çalıştım. O benim için çok önemliydi. Orada çocukların dilini iyice çözdüm, onların duygularını öğrenmeye çalıştım, ne zaman gülerler, ne zaman ağlarlar, ne zaman sevinirler, nasıl düşünürler, bütün bunlar üzerinde çalıştım” işte bu çok önemliydi ve Qubadi’nin sinemasının omurgasını oluşturuyordu: Çocuklar.

Yönetmen dünyaya açılırken...

Qubadi’nin yaşamını değiştiren ve onu bu alanda görünür kılan ilk filmi1996 yılında çektiği ‘Siste Yaşam’ adını taşıyan kısa filmi oldu. Bu filmde Qubadi diğer filmlerinin de ana temasını oluşturan savaşın bıraktığı izleri çeker. Ve ‘Siste Yaşam’ birçok festivale gider. Gittiği her festivalde ödüllerle döner. Bu kısa filminden kazandığı ve üzerine eklediği bir kısım parayla onun dünyadaki en önemli çıkışı olan Sarhoş Atlar Zamanı’nı çeker. Bu filmi altmış bin dolara mal eder. Filmen ağır kış koşullarında çekilir. Zira ilk yıl kar yağmayınca ikinci yıl beklenir ve çekilir. ‘Sarhoş Atlar Zamanı’, Cannes Film Festivali’nde Altın Kamera ödülü aldı. Bu filmde Qubadi, İran-Irak sınırının İran tarafındaki bir Kürt köyünde yoksulluk içinde yaşayan beş kardeşin hikâyesini ve kaçakçılık meselesini anlatır. Burada başrolde yine çocuklar vardır.

Qubadi bu filmden sonra dünya çapında tanındı. Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan bir diğer filmi ‘Annemin Ülkesinin Şarkıları’ oldu.

Qubadi, Saddam’ın zalim rejimi devrildikten iki hafta sonra Bağdat’ayeni bir proje için gider. Ancak oradaki durumu, çocukların hallerini, yaşam zorluklarını görünce ‘Kaplumbağalar da Uçar’ı çekmeye karar verir. Birçok badireden sonra film çekilir. Filmde oynayan çocukların hiçbiri daha önce kamera görmemişti ve sadece bir tanesi (Satelayt) televizyon izleyebilme olanağına sahip olmuştu. Filmin önemli karakteri Agrin ise elektriği bile olmayan bir köyden seçilmişti. Filme yazının başında da belirttiğim gibi kısa bir sinopsisle başlanmıştı. Bulunan çocukların hayat hikâyeleri, yaşadıkları da filme dahil edildi. Zira buradaki her çocuk çok ciddi travmalardan geçmiş, savaşta bedenlerinin çeşitli organlarını kaybetmişlerdi.

Hikâye, ABD’nin Irak’a girmesini bekleyen ve yaşamlarını mayın toplamakla geçiren çocukların olduğu bir Kürt mülteci kampında geçer. Tek umutları ABD’dir. Çünkü Saddam’ın rejimine son verebilecek başka bir umutları da yoktur. Hikâyedeki çocuklar geçimlerini tarlalardan çıkardıkları ve Birleşmiş Milletler temsilcilerine sattıkları mayınlarla sağlarlar. Kiminin kolu, kiminin bacağı bu illet yüzünden gitmiş olsa da başka çareleri olmadığı için mayın toplamaya devam ederler. Nitekim Hingaw kolları koptuğu için ağzıyla mayın toplamaktadır. Ve geleceği görebilen biridir. Kek Satelayt çocukların lideri ve kimsesiz bir çocuktur. Hikâyedeki tek sağlam çocuk olmasına rağmen hikâyenin sonlarında mayına basmasıyla birlikte o da yaralı çocuklar silsilesine katılır. Agrin henüz çocuk yaşta olmasına rağmen Saddam askerleri tarafından tecavüze uğramış, her iki kolu da olmayan kardeşi Hingaw dışında herkesi savaşta kurban vermiş ve bu askerlerden hamile kalmış bir çocuk-kadındır. Çocuk kör doğar. Bütün dileği bu çocuktan kurtulmaktır. Satelayt ise Agrin’e âşıktır. Ve onun çocuğunu kurtarmaya çalışırken ayaklarından olur.

Bu hikâye her ne kadar belgesel özellikler taşısa da tamamen özgün bir sinema dili oluşturularak filme çekildi. Qubadi burada Kürt çocukların dertlerini, yaşam mücadelelerini, savaşın açtığı ve kapanması imkansız yaraları anlatırken aslında dünyanın hikâyesini anlatır. O yüzden evrenseldir. Ve dünyada her ne kadar savaş ve savaşın bıraktığı izleri anlatan filmler çekilse, hikâyeler anlatılsa da Qubadi’nin tercih ettiği anlatım biçimi ve hikâyeler bu şekilde bugüne kadar anlatılmadı. O yüzden Qubadi dünya sineması içinde hem bir yönetmen hem de bir senarist olarak anlatılmamış ve kendine özgü hikâyelerin anlatıcısıdır. Kaplumbağalar da Uçar’ın hikâyesi olabildiğince yalındır. Diyaloglar sadece gerektiği kadar vardır. Hatta bazen hiç yoktur. Ve yaşamın sadeliğini, basitliğini taşırlar.

Qubadi bu filmiyle dünya çapında başta San Sebastian ve Toronto Film festivalleri olmak üzere yetmişten fazla festivale katılırken yine San Sebastian’da Altın İstiridye’yle birlikte dünyanın çeşitli yerlerinde kırktan fazla ödül alır.

Kitapta ayrıca Behmen Qubadi’nin çok önemli bir yönetmen olan Bertolucci ile bir sohbeti ve Qubadi hakkında dünya (Türkiye de elbette dahil) basınında çıkmış yazılar ve eleştiriler de yer almaktadır. Bu kitap sadece sinemayla ilgilenenler için bir senaryo basımı değil aynı zamanda iyi bir hikâye okumak isteyenler için de elde edilemez birf ırsat. Bir yönetmeni tanıyıp onun dünyasına şahit olurken iyi bir hikâye okumak ve sonunda burkulmak, acı çekmek, çocukların haline ağlamak... Bu cümle bitmez.

Abidin Parıltı, Radikal Kitap, 26.10.2007

  • Açıklama
    • İranlı Kürt yönetmen Behmen Qobadi’nin üçüncü uzun metrajlı filmi olan “Kaplumbağalar da Uçar” uluslararası alanda, Uzak Doğu’dan Avrupa’ya, Avustralya’ya büyük bir ilgi gördü. Onlarca festivale katıldı, birçok ödül aldı. Türkiye’de de gösterime giren “Kaplumbağalar…”  bu kez senaryo olarak karşımızda. Behmen Qobadi’nin hayatına ve sanatına ilişkin yazıların da yer aldığı kitapta, filme ilişkin dünya medyasında yayımlanan yazılardan bir seçki ve fotoğraflar da yer alıyor.

      “Kaplumbağalar da Uçar”ı gördüğümde filmin güçlü etkisiyle bir saat boyunca boynum ağrıdı. Güçlü ve çok etkileyici bir film.
      Bernardo Bertolucci

       “Kaplumbağalar da Uçar”la Behmen Qobadi bir yönetmen olarak, sinema dilini olgunlaştırarak, kendi “elyazısı”na kavuştu. “Belgesel” ile “Kurmacanın” iç içe olduğu gerçekçi, şiirsel, insanın yüreğine dokunan dramatik sahnelerin yanında, mizahla beslenen bir anlatım tarzı.
      Mehmet Aktaş

      Bu kitap iki ayrı kapakla basılmıştır.

      Anlatılmamış Hikâyelerin Yönetmeni

      Behmen Qubadi dünya sinemasında son yıllarda çok ses getiren ve ‘biricik’liğini koruyan İranlı Kürt yönetmen ve senarist. Ancak o filmlerini yazılmış bir senaryoyla değil haritası tespit edilmiş bir sinopsisle yazar. Geriye kalan her şey, mizansenler, diyaloglar çekim esnasında ortaya çıkar. Qubadi ‘biricik’liğini koruyan bir yönetmen çünkü ‘kendi’ derdini ve yaşadığı hayatı ‘kendi’ diliyle, özgünlüğüyle dünyaya anlatmayı başarmıştır. Kaplumbağalar da Uçar bu anlamda onun en iyi filmlerinin başında gelir. Bu filmde yine Kürt çocuklarının façası bozulmuş dünyalarını, birer kâbus olması gerekirken her nasılsa yeniden yaşama mücadelesi veren çoğunlukla elleri olmayan, çoğunlukla ayakları olmayan, çoğunlukla kör ve çoğunlukla acısı katmerli travmaların içinde dönenip duran çocukların dünyalarını neo-gerçekçi bir bakışla anlatır. Ancak bütün bunlar anlatılırken eğer o dünyayı bilmiyorsanız sanki grotesk bir dünyanın kapıları açılır önünüze ve her şeyi abartılı bir gerçeklik olarak görebilirsiniz. Fakat gelin görün ki o çocuklar gerçekten o günleri yaşadılar, yaşıyorlar.

      Peki kimdir Behmen Qubadi? Kısaca anlatmak gerekirse Qubadi, İran’ın Bane şehrinde 1969 yılında doğdu. Daha çocukluğunun ilk yıllarından itibaren savaşla karşılaştı ve savaşların çocukların üzerindeki etkisini gördü.

      O dönemde İran güçleri ile Kürtler savaşıyordu. On yedi yaşındayken evin bütün sorumluluğunu almak zorunda kaldı. Okulu bıraktı. O dönemlerde İran’da güreş tutmaya başladı ve kısa süre içinde güreşte kendi kilosunda İran şampiyonu oldu. Askere gitmeden önce ailesini geçindirmek için seyyar satıcılık dahil birçok işte çalıştı. Askerden döndükten sonra da onun hayatını değiştiren meslekte çalışmaya başladı. Bu da fotoğrafçılıktı. İyi fotoğraf çekti, ancak bir gün ustasının önerisiyle bir fotoğraf kitabı okuyacakken hemen bu kitabın yanında bir sinema kitabı görünce ciddi bir kırılmaya uğradı.

      O kitabı artık elinden bırakamadı. Ustası ona 8 mm’lik bir kamera hediye etti. Onu da elinden bırakmadı. Bir yandan pazarda çalışırken bir yandan okuyan Qubadi, bir sigara firmasının açtığı film yarışmasını kazandı. Bu ilk filmini kütüphanede bulduğu o sinema kitabına bakıp bakıp ne diyorsa onu yaparak çekti. O günden sonra Qubadi için de sinemanın yolu bir daha kapanmamak üzere açıldı. Sonrasında İran’ın Kürt coğrafyasında bir sinema okulu açılınca büyük bir hevesle gitti. Birinci sıradaydı. Çok sevindi ama sevinci hemen üzüntüye dönüştü. Zira onun dışında okula kayıt yapan olmamıştı. Sonraki yıllarda Tahran Üniversitesi Sinema Bölümü’ne geçiş yaptı. Bölümü pek beğenmeyince fotoğraf ve sinema alanlarında asistanlık yapmaya başladı. Kısa tanıtım filmleri çekti. Aslında tam da o günlerde Qubadi’nin sinema anlayışını ve çocukların dünyasını onun dünyasına katan olay gerçekleşti. Qubadi bir çocuk yuvasında çalışmaya başladı. Zaten elimizdeki kitaba da alınan Esmer dergisinden Ferzende Kaya’yla yaptığı söyleşide de şöyle der: “Çocuklara ders veriyor, onları eğlendirmek için çeşitli etkinlikler tertipliyordum. Dört yıl boyunca çocuklarla çalıştım. O benim için çok önemliydi. Orada çocukların dilini iyice çözdüm, onların duygularını öğrenmeye çalıştım, ne zaman gülerler, ne zaman ağlarlar, ne zaman sevinirler, nasıl düşünürler, bütün bunlar üzerinde çalıştım” işte bu çok önemliydi ve Qubadi’nin sinemasının omurgasını oluşturuyordu: Çocuklar.

      Yönetmen dünyaya açılırken...

      Qubadi’nin yaşamını değiştiren ve onu bu alanda görünür kılan ilk filmi1996 yılında çektiği ‘Siste Yaşam’ adını taşıyan kısa filmi oldu. Bu filmde Qubadi diğer filmlerinin de ana temasını oluşturan savaşın bıraktığı izleri çeker. Ve ‘Siste Yaşam’ birçok festivale gider. Gittiği her festivalde ödüllerle döner. Bu kısa filminden kazandığı ve üzerine eklediği bir kısım parayla onun dünyadaki en önemli çıkışı olan Sarhoş Atlar Zamanı’nı çeker. Bu filmi altmış bin dolara mal eder. Filmen ağır kış koşullarında çekilir. Zira ilk yıl kar yağmayınca ikinci yıl beklenir ve çekilir. ‘Sarhoş Atlar Zamanı’, Cannes Film Festivali’nde Altın Kamera ödülü aldı. Bu filmde Qubadi, İran-Irak sınırının İran tarafındaki bir Kürt köyünde yoksulluk içinde yaşayan beş kardeşin hikâyesini ve kaçakçılık meselesini anlatır. Burada başrolde yine çocuklar vardır.

      Qubadi bu filmden sonra dünya çapında tanındı. Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan bir diğer filmi ‘Annemin Ülkesinin Şarkıları’ oldu.

      Qubadi, Saddam’ın zalim rejimi devrildikten iki hafta sonra Bağdat’ayeni bir proje için gider. Ancak oradaki durumu, çocukların hallerini, yaşam zorluklarını görünce ‘Kaplumbağalar da Uçar’ı çekmeye karar verir. Birçok badireden sonra film çekilir. Filmde oynayan çocukların hiçbiri daha önce kamera görmemişti ve sadece bir tanesi (Satelayt) televizyon izleyebilme olanağına sahip olmuştu. Filmin önemli karakteri Agrin ise elektriği bile olmayan bir köyden seçilmişti. Filme yazının başında da belirttiğim gibi kısa bir sinopsisle başlanmıştı. Bulunan çocukların hayat hikâyeleri, yaşadıkları da filme dahil edildi. Zira buradaki her çocuk çok ciddi travmalardan geçmiş, savaşta bedenlerinin çeşitli organlarını kaybetmişlerdi.

      Hikâye, ABD’nin Irak’a girmesini bekleyen ve yaşamlarını mayın toplamakla geçiren çocukların olduğu bir Kürt mülteci kampında geçer. Tek umutları ABD’dir. Çünkü Saddam’ın rejimine son verebilecek başka bir umutları da yoktur. Hikâyedeki çocuklar geçimlerini tarlalardan çıkardıkları ve Birleşmiş Milletler temsilcilerine sattıkları mayınlarla sağlarlar. Kiminin kolu, kiminin bacağı bu illet yüzünden gitmiş olsa da başka çareleri olmadığı için mayın toplamaya devam ederler. Nitekim Hingaw kolları koptuğu için ağzıyla mayın toplamaktadır. Ve geleceği görebilen biridir. Kek Satelayt çocukların lideri ve kimsesiz bir çocuktur. Hikâyedeki tek sağlam çocuk olmasına rağmen hikâyenin sonlarında mayına basmasıyla birlikte o da yaralı çocuklar silsilesine katılır. Agrin henüz çocuk yaşta olmasına rağmen Saddam askerleri tarafından tecavüze uğramış, her iki kolu da olmayan kardeşi Hingaw dışında herkesi savaşta kurban vermiş ve bu askerlerden hamile kalmış bir çocuk-kadındır. Çocuk kör doğar. Bütün dileği bu çocuktan kurtulmaktır. Satelayt ise Agrin’e âşıktır. Ve onun çocuğunu kurtarmaya çalışırken ayaklarından olur.

      Bu hikâye her ne kadar belgesel özellikler taşısa da tamamen özgün bir sinema dili oluşturularak filme çekildi. Qubadi burada Kürt çocukların dertlerini, yaşam mücadelelerini, savaşın açtığı ve kapanması imkansız yaraları anlatırken aslında dünyanın hikâyesini anlatır. O yüzden evrenseldir. Ve dünyada her ne kadar savaş ve savaşın bıraktığı izleri anlatan filmler çekilse, hikâyeler anlatılsa da Qubadi’nin tercih ettiği anlatım biçimi ve hikâyeler bu şekilde bugüne kadar anlatılmadı. O yüzden Qubadi dünya sineması içinde hem bir yönetmen hem de bir senarist olarak anlatılmamış ve kendine özgü hikâyelerin anlatıcısıdır. Kaplumbağalar da Uçar’ın hikâyesi olabildiğince yalındır. Diyaloglar sadece gerektiği kadar vardır. Hatta bazen hiç yoktur. Ve yaşamın sadeliğini, basitliğini taşırlar.

      Qubadi bu filmiyle dünya çapında başta San Sebastian ve Toronto Film festivalleri olmak üzere yetmişten fazla festivale katılırken yine San Sebastian’da Altın İstiridye’yle birlikte dünyanın çeşitli yerlerinde kırktan fazla ödül alır.

      Kitapta ayrıca Behmen Qubadi’nin çok önemli bir yönetmen olan Bertolucci ile bir sohbeti ve Qubadi hakkında dünya (Türkiye de elbette dahil) basınında çıkmış yazılar ve eleştiriler de yer almaktadır. Bu kitap sadece sinemayla ilgilenenler için bir senaryo basımı değil aynı zamanda iyi bir hikâye okumak isteyenler için de elde edilemez birf ırsat. Bir yönetmeni tanıyıp onun dünyasına şahit olurken iyi bir hikâye okumak ve sonunda burkulmak, acı çekmek, çocukların haline ağlamak... Bu cümle bitmez.

      Abidin Parıltı, Radikal Kitap, 26.10.2007

      ISBN
      :
      9789944382298
      Boyut
      :
      13,5x19,5
      Sayfa Sayısı
      :
      160
      Basım Yeri
      :
      İstanbul
      Baskı
      :
      1
      Basım Tarihi
      :
      2007
      Çeviren
      :
      Ömer Faruk Yekdeş - Hêja Bağdu
      Kapak Türü
      :
      Karton Kapak
      Dili
      :
      Türkçe
  • Yorumlar
    • Yorum yaz
      Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat
UA-179024399-1