Sepetim (0) Toplam: 0,00TL

Kürdistan’da en az 500 seneden beri medrese ve zaviye, tarikat liderliğini yapmış bir aileden gelen Abdulmelik Fırat, dedesinin adıyla anılan Şeyh Said Başkaldırısı’ndan 10 yıl sonra, 1934’te Hınıs’ta (Xinûs) dünyaya geldi. Ailesi 1925 sürgününden sonra 1935’te ikinci defa sürgüne gönderildi. Fırat, ailesiyle birlikte iki yaşından itibaren Trakya’da, Istranca Ormanları içindeki Vize ilçesine bağlı Sergen köyünde mecburi iskana tabi tutularak 13 sene kamp hayatı yaşadı.

Beş aile olarak gittikleri Sergen’de daha önce göçmenler için yapılmış 40 metrekarelik kerpiç evlere yerleştirildiler. Dağ başında toprakları verimsiz bir köydü Sergen. Onlardan önce aynı yere yerleştirilen Celali Kürtlerinden 16 kişilik bir aileden 12’si tüberkulozdan ölmüştü. Fırat ailesi de bu ıssız yerde açlığa mahkûm edilmişti. Hemşehrilerinin gizlice yaptığı para ve gıda yardımı sayesinde hayatlarını idame ettirebildiler.

Şeyh Said’in ailesi her şeyden yalıtılmış, dışarıyla ilişkileri yasaklanmıştı. Köyde jandarma vardı, 15 km. mesafedeki ilçeye gitmeleri dahi, jandarmanın iznine bağlıydı, çoğu defa da izin verilmiyordu.

Şeyh Ali Rıza Efendi, devletten izin alarak küçük kerpiç evlerinin yanına gene kerpiçten bir oda yaptırdı. Ali Rıza Bey, orada ailenin bütün fertlerini toplar; dil, din, felsefe dersleri verirdi. Abdulmelik Fırat da, kerpiçten yapılma o küçük medresede yetişti, klasik medrese eğitimini babası Şahabettin Bey ve amcası Şeyh Ali Rıza Efendi’nin yanında tamamladı. Aynı yıllarda köydeki ilkokula da gitmeye başladı. Melik Fırat’ın yaşamı sürgüne gönderildikleri o küçük köyde şekillendi, ailenin Şeyh Said Başkaldırısı’na ilişkin anlatımları, daha küçükken bilincinde önemli bir yer edindi.

O küçük medresede sadece ders verilmez, güncel olaylar datakip edilirdi. Aküyle çalışan radyodan haberler dinlenir, Ali Rıza Efendi “Yeni Sabah” gazetesini seslice okur ve haberleri yorumlardı. Daha sonra da satranca geçilirdi. Yedi yaşında satrancı öğrendi Abdulmelik Fırat. Şehirden köye Kürt şeyhinin ailesini görmek için gelenlerin dikkatini çeken ilk şey satranç tahtasıydı. Şeyh Ali Rıza Efendi, satranç oynamak isteyen konuklara 6-7yaşlarındaki Abdulmelik’i gösterirdi.

1955-56’da milletvekilliğinden önce İsmet İnönü’yle satranç oynadı. Oyun sırasında İnönü, “Arapça ve Farsça kelimeleri çok güzel konuşuyorsun, nerden öğrendin bunları?” diye sorar. Melik Bey, “Sayenizde” diye cevaplar. Şaşırır İnönü, “Nasıl?” diye sorduğunda, Melik Bey; “Ben Şeyh Said’in torunuyum. Bizi sürgüne gönderdiniz. Kamptaydık, dışarı çıkamadığımız için Arapça, Farsça öğrendik. Eğer göndermeseydiniz bilmezdik” der. Başını sallayarak sadece “Öyle mi?” der İsmet Paşa.

Fırat Ailesi, 1947 yılında Mecburi İskân Kanunu’nun yürürlükten kaldırılmasından sonra Erzurum’un Hınıs ilçesi Kolhisar Köyü’ne geridöndü. Kolhisar Köyü ilk defa Ruslar tarafından yakılmıştı. Cumhuriyet Dönemi’nde iki defa daha yakıldı (1925 ve 1935), iki defa da depremde yıkıldı. Köye gittiklerinde bütün evler yıkıldığından, sığınacak yer bulmakta zorluk çektiler. Trakya’dan döndükten iki ay sonra babası Şeyh Şahabettin vefat etti. 1950’de Şeyh Ali Rıza Efendi’nin kızı Zebide Hanım’la evlendi.

Abdulmelik Fırat, 1952’de Hınıs’ta ortaokulu, 1954’te Erzurum Lisesi’ne bir süre devam ederek 1957’de Ankara’da liseyi dışardan bitirdi. İsviçre’de politika öğrenimi yapmaya niyetlendi. Tam da o sırada dönemin başbakanı Demokrat Parti Genel Başkanı Adnan Menderes, Erzurum Milletvekilleri aracılığıyla Melik Bey’e görüşme talebini iletti. Fırat, 1957 seçimlerinde dönemin iktidarı tarafından Şeyh Said ailesinden birinin meclise girmesi talebi üzerine 23 yaşındayken, yaşını 7 yıl büyüterek seçime katıldı, Erzurum’dan milletvekili seçilerek meclise girdi. Cumhuriyet Halk Partisi güdümündeki basın “Şeyh Said’in 15 yaşındaki torunu meclise girdi” diyerek büyük bir tepki gösterdi.

Abdulmelik Fırat’ın meşakkati meclise girmesiyle de bitmedi. 1960 Askeri Darbesi’nde Demokrat Parti milletvekili olarak Yassıada’da yargılandı. “İddianame”de, “Yaşını 7 yıl büyütmesi, askerliğini yapmaması, Said-i Nursi’nin mektubunu Dahiliye Vekili’ne vermesi ve Şark’taki sosyal ve politik durumu itibariyle” idamı isteniyordu. Bir buçuk sene Yassıada’da, bir buçuk sene de Kayseri Cezaevi’nde kaldıktan sonra 1962’de meclisten tutuklu milletvekilleri için çıkan afla serbest bırakıldı. 60 Darbesi’nde yargılanan sadece Melik Fırat değildi. Fırat ailesinin bütün fertleri Sivas Askeri Kampı’nda toplandı, arazileri müsadere edildi, menkullerine elkonuldu, gayrımenkulleri de satılarak Devlet Hazinesi’ne bağışlandı. Ailenin bütün fertleri her biri ayrı bir vilayette mecburi ikamete tabi tutuldu. 36 yıllık Cumhuriyet Türkiyesi’nde Fırat ailesi üçüncü defadır devletin “tehcir ve tenkil” politikasına maruz kalıyordu.

Yaklaşık 17 sene siyasi haklarından mahrum kalan Fırat, 1971-12 Mart Darbesi’nde de Ankara’daki evinde gözetimde tutuldu. Lisede okuyan oğlu Abdulkadir Fırat o sırada tutuklanarak Mamak Cezaevi’ne kondu. 12 Eylül 1980 Darbesi’nde Ankara’dan kelepçelenerek Erzurum’a götürüldü. Orada 20 gün tutuklu kaldı. İşkenceye tabi tutuldu. Yapılan iğneden Hepatit-B mikrobu kaptığı için 2 sene yataktan kalkamadı.

Abdulmelik Fırat 1991 seçimlerinde DYP’den Erzurum milletvekili seçilerek Parlamento’ya girdi. 31 yıllık aradan sonra tekrar Parlamento’daydı. Parlamento’da, ülkenin içinde bulunduğu ilan edilmemiş savaşın zulmüne karşı demokratik mücadelesini yürüttü. “Halkın kendisine verdiği vekaletin gereğini yerine getirememesi ıstırabından dolayı ve siyaset erbabının kendi arzularıyla siyaset dışındaki güçlerin emrine girmesinin parlamenterlik haysiyetini rencide ettiğini” düşünerek milletvekilliğinden istifa etmeyi düşündü, seçmenleriyle diyaloga geçti. Olumlu cevap alamadığı için mücadelesini 1995 dönem sonuna kadar sürdürdü.

1995 seçimlerinde bu düşüncelerinden dolayı aday olmadı ve seçimlerden önce aday olmayacağını da deklare etti. Onuru zedelenmiş bir parlamentoda görev yapmanın kendisine ıstırap verdiğini belirterek adaylığını koymayacağını fakat bu olumsuz şartlar içinde HADEP’i destekleyeceğini belirtti. Seçimin hemen ertesinde, 12 Ocak 1996’da rejimin kolluk kuvvetleri tarafından 2 sene önce işkenceyle ifadesi alınmış bir kişinin söylediklerine dayanılarak hasta halde evinden alınarak Bayrampaşa Cezaevi’ne kondu. 55 gün tutuklu kaldıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

 

A. Melik Fırat - Kitêbên din ên nivîskar / Diğer Kitapları

Kapat