E-posta adresi: Şifre :
avesta yayınevi

sepetSepetiniz | Satınalın
Hiner Saleem

Saddam Hüseyin’in iktidara gelmesinden, 17 yaşında Irak’tan kaçtığı güne kadar süren çocukluğunu ve ailesinin hikâyesini anlatıyor. O zamandan beri, sinema yönetmenliği yapıyor. Son uzun metrajlı filmi Vodka-Lemon 2003 Venedik Festivali’nde San Marco ödülünü aldı. Babamın Tüfeği birçok ülkede 20'den fazla dile tercüme edildi.

O BİR ŞÖVALYE… ASLINDA BİR GÖÇEBE!
...
...bu aya damgasını vuran bir göçebenin, gerçek labirentlerden geçerek kurtardığı anılarını, sanatsal estetiğe dönüştürdüğü gerçeklerini paylaşmak istiyorum: Hirem Saleem.
“Üsküre tıraşlı” kafasının içine bir zulmün öyküsünü yazan, yazmakla yetinmeyip sinemaya uyarlayan, sinemada ise acısına onur bahşedilmesini bekleyen adam…
Fonda Kavis Axa’nın müziği… Uzun kırmızı bir halı… Generalin özel teknisyeni, buğulu gözlü Heybet, Dicle ve Selma ile tüm gözlerini bir kampta toplayan Azad, ağır adımlarla ilerliyor halının üzerinde. Generalin özel teknisyeni bırnosunu ayırmamış kendinden. Hem yönetmen, hem çocuk olan Azad, tırpanlanmış çocukluğuyla gülüyor etrafında patlayan flaşlara. Hüzün, bu sahnenin ortasında kurtarılmış bir Zilan’dır artık. “Tek elle tutulamayan alkışı” yakalamaya gidiyorlar kırmızı halı ile. Zaman artık çok hareketli ve tahammül edilemez coşkunlukta…
Bazı levhaları yaşamımızda aynı karede defalarca görürüz. An’lar ve anılar belleğimizi kuşatmak için tüm politikalara aynı kederli levhaları dikmiştir. Saleem de, önce “Vodka-Lemon”, ardından “Sıfır Kilometre” ve kederli anlatısı “Babamın Tüfeği” ile levhaların arkasında “dikkat hüzün ve yaşanmışlık çıkabilir” uyarısı ile duruyor. Onu doğru okumak, kendimizle bağ kuracağımız ve enlemi acıyla, boylamı göçebelikle kesilen çocukluğumuzu okumak bir bakıma.
Babamın Tüfeği”nin adı bırnodur. Ama elimizin değdiği silahın adı sürgün. Biz göçebeyiz. Sürgünlüğümüzle ateşliyoruz yürüyüşümüzü. Aydınlanmak Jiyan’ın el feneriyle olabilir ancak, o kadar masum ve içten… Umutlu olmak ise “taze bir buzağı kadar çekingen bakmak”tır sunulanın ötesindekini aradığımız, büyüklerin sofrasında.
Yakılan ve yıkılan bir duvarı kucaklamak,”ara bölgelerde” kendini temiz sularda doğurmaktır. Gözyaşımıza haram bulaşmamıştır daha. Ze’nin ölü balıkları şahit kılınmıştır göçebe yasına ve yarasına. Evden barktan olunan o yağmurlu gecede bölüşülen iri narın sürgün tadında kanamak, bir düğüne gider gibi karakola çekilmek, zaten büyümeyeceğine inandığınız bir yaşamın orada, o karanlık dehlizde bitmiş olabileceğine inanmak, bir çocuğun gözleri için oldukça büyük fotoğraflardır. Göçebe bir sarmaldır aynı zamanda, öyküsü yuvarlaklaştırılmaya çalışılsa da… Bir karenin içine hapsedilmeye çalışılsa da, hareket kazanmış bir sudur, aktığı yeri derinleştiren, çarptığı yeri eriten…
Anlatının küçük kahramanı göçebe Azad, rüyasının önemli olduğunu anlamış, kendi diliyle ve özgürce ağlayabilmek için sınır değiştirmek zorunda kalmıştı, değil mi? Avukat ya da hâkim olamadı belki, ama zulmün tanığı olarak döndüğü yaşam mahkemesinde, anlatacakları, izletecekleri ve kırmızı halı üzerinde büyük bir coşkuyla yürütecekleri vardı onun. Hem savunan hem de yargılayan gözlerle baktığı çocukluğu bir de… Artık korsan hâkimdi: Sinemayla yargılayan, edebiyatla cezayı kesen, Kürtçesiyle bu yüzyılın sağırlığını kırmızı halı üzerinde ipe çeken… Yalnızlığın ihtişamlı bahçesinin en iri narı olarak duruyor Kavis Axa’yla bütünleştirdiği çocukluğunda. Şimdi kırmızı halı üzerinde gerçek bir şövalye yürüyecek, buna inanıyorum.
Bugün Cannes’ten bir göçebenin rüyasını izleyeceğiz “Sıfır Noktası”nda. Bir Enfalin iç odalarından çıkan “Babamın Tüfeği” ile zihnin çocuk sınırlarını zorlayacak ardından. Bunun çocukça bir kurgu mu, yoksa kırmızı hattın hemen dibinde yaşanan bir gerçek mi olduğunu sisler arasında anlatacak bize. “Bağımsızlığının çılgın hayaliyle” bütünleşen ellerinin kedere dolanmadan bizi selamladığını görecek, bir çocuğun gizlediği sokaklarında kurtuluşun labirentini hep birlikte çizeceğiz toprağa.
Belki de ilk kez kaybolmayı göze alacak kadar seveceğiz kendimizin dehlizlerini. Bir film, bir müzik ve üç nar tanesi bize kaybolmanın erdem olduğunu anlatacak… Duyuyor musun Kubra?

Güler Yıldız, 23.05.2005, Bu yazı www.sansursuz.com, Ülkede Özgür Gündem ve Özgür Politika gazetelerinde yayınlanmıştır


Müşteri hizmetleri | Alışveriş koşulları | Gizlilik ilkeleri | Üye olun
Avesta Kitabevi, Ekinciler Caddesi, Nurlan Apt. Giriş Katı No: 2
Ofis / Diyarbakır
Tel-Fax: (0412) 223 58 99
Hüseyin Ağa Mahallesi, Sakızağacı Cad. Öğüt Sokak No:7
Beyoğlu / İstanbul
Tel-Faks: (0212) 251 44 80 / (0212) 243 89 75

e-posta: info@avestakitap.com




Bu sitedeki tüm fotoğraf ve metinlerin kullanım hakkı saklıdır.