E-posta adresi: Şifre :
avesta yayınevi

sepetSepetiniz | Satınalın
Nitelikli işler karşılıksız kalmaz


1. 90'lı yıllardan günümüze Kürt yayıncılığı
Kürt yayıncılığı için 90'lı yıllar, hayati bir sınav niteliğindeydi. Kürtçeyi konuşma dili olarak bile yasaklayan 2932 sayılı yasanın kaldırılması Kürtçe yayıncılığın önünü açmıştır. Yasal değişim her ne kadar Kürtçe yayını değil, konuşmayı serbest kılıyorsa da Kürtler, bunu bir "hak" olarak algıladılar ve ard arda Kürtçe yayınlar çıkmaya başladı. Büyük bir ilgiyle karşılandı bu yayınlar. Her örgütün Kürt masası gibi, birçok yayınevinin de Kürtlerle ilgili kitapları olmaya başladı. Hatırı sayılır tiraj rakamlarına ulaşıldı. Ancak kısa sürdü bu fırtına. Kürt yayınevleri, yazarları, gazeteleri bu hayati sınavın üstesinden gelemediler. Kitapların Kürtçe ve Kürtlerle ilgili olması yetmiyordu. Nitelik ıskalanmıştı. Kürtçe yayınların varlığı yasal değil, fiili bir durumdu. Kürtçe okunmadığında serbestti, yasağın kaldırılmasının temel argümanlarından birisi "Nasıl olsa kimse okumayacak"tı. Okunan, etkinliği olan yayınların nelerle karşı karşıya kaldığı biliniyor.

2000'li yıllarda gene 90'ların başında veya 77'lerde ya da 68'lerde, çok daha gerilere gidersek 1908'lerde yakaladığımız ivmeyi yeniden yakaladığımızı düşünüyorum. İçerden bir bakışla Kürt kültürünün altın çağını yaşadığını söyleyebilirim. Neye göre? 1908 ve sonrasında, gene bugün yaşadığımız şehirde çok ciddi kültürel aktiviteler yapılıyordu. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte bu süreç kesintiye uğramıştır. 1920'den 1960'lara kadar en az 40 yıl boyunca tek Kürtçe kelime -medreseleri katmazsak ve sorunu Türkiye Kürtleriyle sınırlarsak- yazılmamıştır. 20. yüzyıl özellikle geç kalmış Doğu toplumlarının gelişmesinde önemli bir dönemeçtir. BM'ye üye ülkelerin yarısından fazlası bu yüzyılda devletleşmiştir. Ne yazık ki bu yüzyıl Kürtler için "boş" geçmiştir . Yüz yıl boyunca dilimizde okumak, yazmak; kültür ve edebiyatımızı geliştirmek yerine onu korumakla uğraştık, "vatandaş" kabul edilmenin şartı "Türkçe konuşmak"tı. Her Kürdün kişisel bir hikayesi vardır bu konuda ve bu genellikle trajik bir hikayedir.

Kürtler olarak başarılıyız; çünkü dört bir yandan inkar ve taciz edilen bir kültürü, dili ve edebiyatıyla 21. yüzyıla taşımayı başardık. Kefeni yırttık yani. Başarılıyız çünkü 2003'te yayımlanan Kürtçe kitap sayısı 1995'te yayımlanan kitap sayısının otuz-kırk katıdır. Hatta 1920'den 1991'e kadar yani 70 yıl yayımlanan bütün kitaplardan daha fazladır bu sayı. Başarısızız çünkü Cumhuriyetin 70 yılı boyunca yayımlanan Kürtçe kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmez, o parmaklar da acımasız bir biçimde kesilmiştir. Başarısızız, çünkü 2003'te yayımlanan toplam Kürtçe kitap sayısı, nitelik ve nasıl yayımlandığı bir yana, 35-40 civarındadır. Almanya'da yılda 80-100 bin, Fransa'da 40-50 bin, Türkiye'de 10-12 bin, İran'da 34 bin çeşit yayımlanıyor. Irak, İran, Suriye ve diasporadaki Kürtçe ve Kürtlerle ilgili diğer dillerdeki kitap sayısını da katın; 1000 sayısını elde edemezsiniz. Kürt yayıncılığından söz etmemiz için öncelikle bir nebze de olsa bu tarihsel açığı kapatmamız lazım. Değiniz diğer sorunlara kısaca değinmek gerekirse:
- Yargılandığımız yasal maddeler kaldırıldı. Kitaplarımız hâlâ yasak.
- Pazar sorunu, Kürtler belki de Ehmedê Xanî'yi haksız çıkarmak istemedikleri içindir, 300 yıldır devam ediyor.
- Bütün eksikliklerine karşın, günümüzde daha "düzgün" kitapların çıktığını söyleyebiliriz.
- Telif haklarında da kısmi bir iyileşmeden söz etmek mümkün.

2. Kürt yayınevlerinin birliği
Bildiğim kadarıyla "Kürt yayınevlerinin kendi aralarında bir birlik kurma" çabası yok, varsa da haberim yok. Çok gerekli olduğunu da düşünmüyorum, Türkiye'deki örnekleri gözönünde tutunca.

TYB dışında yayınevi olarak bağlı olduğumuz ulusal ya da uluslararası herhangi bir kuruluş yok. İnsan hakları örgütleri, uluslararası PEN ve yayıncılar birliğiyle ilişkilerimiz var ama bu daha çok hakkımızda açılan davalar bağlamındaydı. 1.5 yıldır yeni dava açılmadığı için bu ilişkinin de donduğunu söyleyebiliriz. Bunun çok daha sağlıklı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Hiçbir zaman DGM'lerle, davalarla önplana çıkmak istemedik.

3. Türkiye'nin bir "Kürt realitesi" olduğu gibi Kürtlerin de bir "Türkçe realitesi" var. Sadece Türkçe de değil, Arapça ve Farsça ve diasporayı da katarsak Kürtler birçok dilde okuyup yazıyor, eğitim görüyor. Kürtçe çalışmaları ihmal etmemek şartıyla bunu bir dezavantajdan avantaja dönüştürmek mümkün.

4. Dünyanın her yerinde herhangi bir yazarın kendi kitabını basma hakkı var. Yadırgatıcı olan yazarın kitap basması değil, yayınevlerinin yazardan para alarak kitap basmasıdır. Bunun yayıncılığı kirlettiğini düşünüyorum. Kürt yayıncılığının önündeki en büyük tehlikelerden biridir bu ve "pazar sorunu" aşılmadığı sürece çözümü zor gibi görünüyor. Bir yayınevi beş kuruş harcamadığı bir kitabı satmak için niye uğraşsın ki? Başta yazarların, okurların ve yayınevlerinin bu konuda hassas olması gerekiyor, bunun Kürt kültür hayatına yarardan çok zarar verdiği görülmeli.

5. Kürtçenin Türkiye'deki tarihsel serüveni, hâlâ devam eden yasal baskılar, Kürtçenin gündelik hayattaki yeri gözönünde bulundurulduğunda Kürtçe kitapların okunmadığı veya çok az okunduğu kanaatinde değilim. Kürtçe, milyonların konuştuğu bu dil, on yıllardır günlük hayattan dışlanmıştır. Eğitim, iletişim, pazar dili değil, olmasına izin verilmiyor. Hâlâ "en üst düzeyde" varlığı tartışma konusu yapılıyor. Bu şartlarda ancak bu kadar olur. Kürtçenin yerine bir başka dili koyun, o kadar da okunacak mı, emin değilim.

Son yıllarda yetersiz de olsa çekirdek bir okurun oluştuğunu söyleyebiliriz. Sayıları az da olsa birkaç baskı yapan Kürtçe kitaplar var. Bu da geleceğe daha umutla bakmamızı sağlıyor. Okurları "oku, okut" sloganıyla ilelebet motive edemeyiz. İyi bir işin karşılık bulacağına ve okurunu yaratacağına inanıyorum. Bu yüzden de başta yazarlar ve yayınevleri olarak işimizi daha fazla ciddiye alırsak, daha iyi yaparsak bunun okurda da yankısını bulacağına inanıyorum.

Abdullah Keskin
Avesta
Tîroj Dergisi, Gulan-Hezîran 2004, Hejmar: 8


SİCİL sayfasına dön >>
Müşteri hizmetleri | Alışveriş koşulları | Gizlilik ilkeleri | Üye olun
Avesta Kitabevi, Ekinciler Caddesi, Nurlan Apt. Giriş Katı No: 2
Ofis / Diyarbakır
Tel-Fax: (0412) 223 58 99
Şehit Muhtar Mahallesi, Sakızağacı Cad. Öğüt Sokak No:7
Beyoğlu / İstanbul
Tel-Faks: (0212) 251 44 80 / (0212) 243 89 75

e-posta: avestayayinlari@yahoo.com




Bu sitedeki tüm fotoğraf ve metinlerin kullanım hakkı saklıdır.